×

Bu Gidiş Nereye?

Eşya ve hadiselerden insanın anladığı şey, onu faaliyete sevk eder. Anlaşılan şey yanlış ise faaliyet de niteliği fark etmeksizin yanlış olacaktır çünkü amaca hizmet etmeyen hiçbir faaliyet doğru sonuca ulaşamaz. İnsan çevresinde ne görüyor ve onları nasıl anlamlandırıyorsa bir şekilde ona tabi olur. Coğrafya kaderdir hikmetinden hareketle insan yaşadığı çevrenin yani muhatap olduğu eşya ve hadiselere bakışın kuşatması altındadır. Bu anlamda özgürlük ve özgün bakış sonradan kazanılan bir şeydir. Doğuştan tutsak olmaya mahkum bir varlıktır insan.

Şimdi düşünelim bir insan ıssız bir adada tek başına kalmış olsun. Bu insanın yapacağı ilk şey çevresini anlamlandırmak olacaktır. Gördüğü olaylar hakkında ilişki kurmaya çalışacaktır. Önce adada sebep sonuç ilişkilerini görecek neyin neye sebep olduğunu anlayacak sonrasında bu sebeplerin altındaki amaca inecektir. Amacını bulması sadece etrafına bakarak mümkün müdür? Amaç mekan ve zamanla kısıtlanmayacak bir niyeti barındırır. Örneğin hiçbir kitabın amacı sadece iki kapak arasında sınırlı değildir.

Biz bu yazımızda müslüman bir gencin hayatını yaşanmaya değer kılacak amaç (niyet) ne olmalı, müslüman genç nasıl bir bakışla hayatını idame ettirmeli soruları üzerine düşüncelerimizi aktarmaya çalışacağız.

Öncelikle bilinmesi gerekir ki biz boşa yaşanmış bir hayattan Allah’a sığınırız. Nihayet o gün nimetlerden elbette sorguya çekileceksiniz. (Tekâsür Suresi 8. Ayet) İlahi buyruğunca bize verilen en kıymetli sermaye olan zaman ve bu zamanın sınırını çizen hayat nimetini boşa geçiremeyiz. Sadece kendi derdine düşmüş, nefsinin tatmininden başka derdi olmayan, Allah’ı unutup Allah’ında kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmak sonsuz pişmanlıkla sonuçlanacak hazin bir sondur. (Maâzallah)

Yaşanmaya değer bir hayat ancak amacına mutabık olmasıyla mümkündür. Eğer yaşama amacımıza hizmet ediyorsak o zaman yaşama ve nimetlerden faydalanma hakkına sahip oluruz. Çünkü dünyadaki hiçbir şey bize ait olmadığı için bu nimetleri kullanma hakkımız yaşama hakkımızdan, yaşama hakkımızda yaşama görevimizden doğar.

Peki esas soru yaşama görevimiz nedir?

Her icadın amacını en iyi mucidi bilir hikmetiyle icadın özelliklerini de en iyi bilen mucidi olacağı aşikar olduğuna göre Rabbimiz ve Hâlıkımız olan Allah azze ve celle görevimizi bildirmiştir.

  1. Zâriyât Suresi

56﴿Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.

57﴿Onlardan bir rızık istemiyorum, beni doyurmalarını da istiyor değilim.

58﴿Şüphesiz rızkı veren, sarsılmaz gücün sahibi olan yalnızca Allah’tır.

  • Mülk Suresi

    2﴿Hanginizin davranışça daha iyi olduğunu denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur.


  • Asr Suresi

    1﴿Asra yemin ederim ki,

2﴿İnsan gerçekten ziyandadır.

3﴿Ancak iman edip dünya ve âhiret için salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler başkadır.

  • Bakara Suresi

    148﴿Herkesin yüzünü ona doğru çevirdiği bir yönü vardır. Öyleyse hayırlarda yarışın. Nerede olursanız olun, Allah sizin hepinizi bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.

Amaç: Allah’a ibadet etmek → Allah’ı tanımak.
Görev: Salih amel yapmak, hayırlarda yarışmak.

Allah’ı unutmak amaç ve görevi de unutmak demek olur. O halde ilk mesele Allah’ı unutmamak, O’nu çok zikretmek, hatırda tutmaktır.

19﴿Allah’ı unutan, bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar gerçekten yoldan çıkmışlardır. (Haşr Suresi)

Amaç ve görevimizi bildiren Allah’tır (c.c.). O’nu unutmak her şeyi manasız ve bomboş bir hale sokar. İnsan Allah’ı (c.c.) unutursa amaç ve görevinden uzaklaşacağı için artık sadece hevasının isteğine göre hareket edecek, nefsi tatminle meşgul olacaktır. Bu ise, Allah muhafaza, gerçekten yoldan çıkaracak bir iştir.

41﴿Ey iman edenler! Allah’ı çok çok anın.

42﴿Sabah akşam O’nun yücelik ve eşsizliğini dile getirin.(Ahzâb Suresi)

Her şeyin fazlası zarardır derler fakat Allah’ı zikretmenin fazlası makbüldür. O’nu ne kadar çok hatırlar, ne kadar çok anarsak o kadar iyidir. Zikir kelime manası olarak hatırlamak demektir. Bu manada her zaman dil ile telaffuz edilmese bile kalben hatırdan çıkarmamaya gayret etmelidir. Allah (c.c.) unutulmamalıdır ki amaç ve görevden sapma olmasın.

Şimdi yaratılış amacımız Allah’a (c.c.) ibadet etmek, ki bu ifadeyi evliyaullah Allah’ı (c.c.) tanımak olarak izah eder, olduğuna göre görevlerimiz üzerine konuşabiliriz.

Görev 1.) Amacı unutmamak. Her an O (c.c.) beğensin, sevsin, razı olsun düşüncesinde olmak. Tabiri caizse yalakalanmak gibi O’nun için işlemek.

Görev 2.) Salih ameller işlemek. Bu salih amelleri en güzel şekilde işlemeye çalışmak ve en güzel salih ameli işlemeye çalışmak. Salih amellerde – hayırlarda yarışmak.

Salih amelleri ikiye ayırabiliriz.

  1. Günlük hayatta rahatlıkla yapabileceğimiz, kısa vadede olan biten ameller. Yerden insanlara zarar verebilecek bir engeli kaldırmak, sıla-i rahim yapmak, tebessüm etmek, infak etmek gibi.

  2. Hayırlı bir sonucu hedefleyen, umumi fayda gözetilen genel bir sorun çözen salih ameller. Kitap yazmak, talebe okutmak, iha-siha yapmak, gibi. Bu kısmı hizmet olarak da adlandırabiliriz. Bu durumda hizmetin nasıl yapılacağı konusunda iki mesele gözetilmesi gerekir.

  3.  Gerekli hizmet alanları → Var olan sorunlar
  4. Eldeki hizmet imkanları → Maddi ve manevi imkanlar

Bu iki unsurun en verimli analizinden en doğru sonuca ulaşılabilir. Böylece uzun vadeli bir meşguliyet sağlanacak güzel bir hizmet alanı insanın görev bilincini diri tutacak  ve içten yanmalı motor gibi heyecan ve motivasyon kaybının önüne daha kolay geçilebilecektir. Bütün güç ve kudret Allah’a aittir ve başarı ancak O’nun dilemesiyledir.

Allah’a giden yollar sonsuzdur, bir yolun dervişi olmak lazım. (Salih Mirzabeyoğlu)

Görev 3.) Hakkı ve sabrı tavsiye etmek.

Paylaş: