×

“Dostluk… Sen yanı başımızda kalırsın”

        “Menfaat yaşamak ister, ahlak ise yaşatmak. Bir arada barınamazlar” der Nurettin Topçu. İnsanını bile metalaştığı yine O’nun deyimiyle yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkıyla yaşayabilmek , modern dünya bizi 1-0 yenik başlatacaktır. Meselenin merkezine neyi tahkim ediyorsak dostluğu da bu bağlamda değerlendiriyoruz demektir. Birbirine “ahretliğim” diye hitap eden iki insan, Farsça’dan dilimize geçmiş dost kelimesinin karşılığıdır. Zira dost, birini riyasız ve samimi duygularla seven kimse demektir. Birbirine sadece bu dünya ile değil iki dünya ile bağlı olan insan yani iki dost birbirine karşı hem daha fazla sorumlu hem de daha fazla sevecen olacaktır.

            Evet birbirine ahretliğim diyen iki insan arasında dünya namına bir pazarlık olmaz. Onların yarışacağı ve rekabet edecekleri tek şey muhabbet ve ülfettir. Hepimiz dünyaya bir ana ve babadan meydana geliriz. Ebeveynlerimiz ise biz dolaysız sever. Yani amasız, fakatsız ve lakinsiz. Bilhassa annelerimiz sevgilerine asla şerh düşürmezler. Bütün insanlığın vicdanında müebbet yiyen bir insan olsa dahi o kişi annesinin nazarında yenidoğan bir bebek masumiyetindedir. İşte bu sevgiyi dünya terazisi tartmaz. Dünya terazisinin tartmayacağı sevgilerin başında bahsettiğimiz gibi anne-babamın evladına olan sevgisi gelir. Ancak eğer gerçekten biz sevginin ve sevilmenin hakkını verdiğimiz zaman kan bağımız olmayan bir insanla can bağı kurarak dolaysız bir sevgi oluşturabiliriz. İşte biz bu kişilere dost deriz.

              Peki neye tekabül eder sevmenin, sevilmenin ve dostluğun zekatı? Şair İsmet Özel” Dost, yanında sesli düşünebildiğimiz insandır” der. Yani ağyara ve kamuya mahrem olan dosta namahremdir . Çünkü dost herkesin duymasını istemediğiniz bir şey kendisine söylendiğinde bunu pazarlık yapmayacak kadar gönlü yüce, aranıza küslük girse dahi sırrınızı koz haline getirmeyecek kadar benliğine esir olmamış kişidir.

ErichFromm “Sevme Sanatı” nda “İnsan seviyorsa iki şeyi asla yapmaz. Aldatmaz ve Ağlatmaz! Çünkü aldatmak insan onuruna, Ağlatmak ise insan yüreğine yapılmış en çirkin saldırıdır..” diye izah eder sevginin ön koşulunu. Sevgi aynı zamanda muhatap olan kişiye karşı bir saygının emaresidir. Örtük olarak şunu deriz sevdiğimiz kişiye “ Sen sevilmeye, değer vermeye, zaman ayırmaya, hayatımı paylaşmaya, bilumum duygularıma ortak olmaya layık birisin”. Sevmek aslında dolaylı olarak karşıdaki kişiye birçok olumlu atıfta bulunmaktır. Bütün bu olumlu imalar ve atıflara rağmen sevdiğiniz kişi sizi aldatıyorsa yahut ağlatıyorsa karşılıklı bir şekilde duyulan koşulsuz sevgiye ihanet etmiş demektir. İnsan severek birçok şeyi de verir sevdiği kişiye. Birçok şeyden de feragat eder sevdiği kişi uğruna. Bu bağlamda yapılan aldatma yahut bir davranışa istinaden ağlatma koşulsuz sevginin yerine başka bir şeyin ikame edilmesidir. İnsan sevmeye olduğu kadar ihanete de meyillidir. Nasıl bir insan olacağımıza kimi sevdiğimizle yahut kime ihanet ettiğimizle karar veririz. Bahsettiğim gibi insan ihanet ettiğinde kendisine duyulan sevginin yerine başka bir şey ikame etmiştir. İşte bu ikame edilen şey ihanet eden kişinin değerini, karakterini ve kişiliğini belirler. İnsan ihanete ve aldatmaya uğradığı zaman kızdığı şey karşıdaki insan değildir. Onu kaybetmekten korksa da aslında kaybetmekten korktuğu şey başka insanlara karşı duyduğu güvendir. Yapılan onca manevi-soyut yatırım karşılığı düşünülmeksizin yapılır ancak insan bu yapıp- etmelerinin karşılığında aldığı olumsuz dönütle kendine karşı büyük bir öfke duyar. Çünkü sevme sanatını öğrenememiştir.

İnsan birini sevdiğinde telafisi olmayan şeylerden fedakarlıkeder . Bu yüzden sevgi değerlidir ve bir insanı severken kendimize sorduğumuz en büyük soru şudur :“ sevgimleonore ettiğim bu insan benimle yürürken yolun hakkını verebilir mi” . İnsan ömrü; bir ihaneti kaldıracak, çok kişiyi doyumsuz sevecek, hayatın manasını ararken yareninin bu ahde pahası olan şeyler için sadık kalmamasını yaşayacak kadar uzun değildir. Bu yüzden dost hayatı müştereken yaşadığımız kimse olarak bu iştirakin kıymetini belirler. Dost ile hemhal olmanın hoşa gitmeyecek neticelerini anlatmamın sebebi gerçek anlamda ünsiyetin ne denli zor, güzel ve pahasız olmasındandır.

Yaratılanların eşrefi olarak takdim edilen insanın, tercih ve sınavları onun akıbeti ve kişiliği hakkında malumat sahibi olmamıza yarar. Ozan “ Dostun gül cemali cennettir bana” derken dostluğu, muhabbetin ve yarenliğin bu dünyada karşılığının olmadığını, bu yüce beraberliğin bu dünyaya sığmadığını belirtmiştir.

Ne kadar iyiye meyyal bir fıtratta yaratılsak da insan nisyan, cürüm ve hataların bir terkibidir. Önemli olan sevincimize ortak olan dostun, bu neşe sahici bir delaletle iştirakidir. Zira yaşadığımız her olumlu duygu yoğunluğunda kalbi ve hasbi bir dostun yüreği bizimle çarparak bu duyguların hayatın meşakkatine karşı bir gürz gibi muhkem setler oluşturur. Biliriz ki sevincimiz sevdiklerimizin ve sevildiklerimizin kalbinde yaşanarak daimleşir .

Kalbimizin karanlık tarafı yoktur dosta. Çünkü iki ömrü bir eden iki yoldaşın artık ikilik diye bir derdi yoktur. Öz nefsinden cayarak canı saydığının canını aziz kılmak için yaşar. İyi bir dostun varlığını bildiğimiz her an ne yaşıyor olursak olalım bizim için ruhumuza inşirah yüreğimize sekinettir.

Kalbin de ruhun da gıdası  dünyayı gurbet, dostluğu ve muhabbeti vuslat bilenler için birbirleri arasında iyilik ummaktır. Mü’mine zindan sayılan dünyanın Yusuf’un medresesine döndermek yine dostların, yarenlerin, sırdaşların elindedir.

Ömrümüzün heba olup olmadığını, hayatımızın hakiki bir anlam üzre yaşanıp yaşanmadığını, hüznümüze ortak neşemize paydaş insanların kalbinin hasbiliğini, yaşamın hakkını verip vermediğimizi zamanın süzgecinden geçmiş yiğitlikler belirler. Herkes bu imbiği oluşturacak kadar yaşar. Ve bu imbikten süzülüp gelenler hayatımızın neticesini, varoluşumuzun neye tekabül ettiğini kahir ekseriyetle aşikar eder.

Paylaş: