×

Proje Çocuk

Bugünlerde ailelerin yoğun bir telaşa kapıldığına şahit oluyorum; özellikle de eğitimli ailelerin. Belki sorumluluk bilinciyle, daha anne karnına düşmeden dünyaya gelecek çocuklar için ücretli eğitimler alan, kitap serileri edinen ve uzmanlara başvuran aileler… Aslında masumiyet yüklüler ve giderek daha korkulası olarak algıladıkları dünyaya karşı da bir hazırlık gayesi güdüyorlar. Peki ama masum bir koruma kalkanı gibi başlayan tüm bu mücadelenin altında asıl yatan şey ne?

Aileler tamamen iyi niyetle yola çıkmalarına rağmen bu tuzağa nasıl düşüyorlar? Aslında meselenin kökeninde bugünün ebeveynlerinin kendi çocukluklarında otoriter, istek ve arzuların sürekli sınırlandırıldığı ailelerde büyümesi yatıyor. Bireysel Psikoloji’nin kurucusu Adler, her bireyin doğduğu andan itibaren eksiklik duygularıyla mücadele halinde olduğunu ve yaşamında “eksi bir durumdan” “artı bir duruma” geçmek için sürekli bir çaba gösterdiğini belirtir. İşte bugünün ebeveynleri, kendi geçmişlerindeki o kısıtlanmışlık ve eksiklik hissinden kurtulmak için çocukları üzerinden yoğun bir ödünleme (telafi) çabasına girerler. “Kendi çocukluk dönemimizde hissettiğimiz o yoksulluk duygu-durumunu çocuklarımız hissetmesin,” denilerek yola çıkılır.

Aslında bu ebeveynler, kendi geçmişlerindeki otoriter yapıdan kaçarken “demokratik” bir anne-baba olduklarına inanmak isterler. Ancak tam bu noktada devreye giren bilişsel çarpıtmalar, onları farkında olmadan yanlış bir tutuma sürükler. “İyi ebeveyn çocuğuna her imkanı sunandır”, “Çocuğum asla benim gibi mahrum kalmamalı” şeklindeki mutlakiyetçi “-meli/-malı” dayatmaları veya “Kural koyarsam otoriter olurum, hiç kural koymazsam demokratik olurum” tarzındaki “ya hep ya hiç” şeklindeki uç düşünceler, ebeveynin gerçeği algılayışını bozar.

Kendi eksikliğini çocuğu üzerinden kusursuzluğa ulaştırma arzusuyla kurulan bu “çocuk merkezli” proje sahnesi, günün sonunda karşımıza iki farklı çocuk profili, daha doğrusu iki tehlikeli sonuç çıkarıyor:

  1. Aşırı Şımartılmış, Sınırsız Çocuk

 Demokratik ebeveynlik tutumunu, “sınırsız özgürlük” ve “aşırı hoşgörü” olarak yorumlayan bu bilişsel yanılgı, ailenin tüm eksiklikleri kapatma misyonuyla çocuğun her istediğini anında yerine getirmesine neden olur. Dışarıdan şanslı görünseler de aslında evin mutlak hakimi konumuna getirilen bu çocuklar sağlıklı bir kişilik inşa edemezler. İnsancıl yaklaşımın öncülerinden Maslow’un da vurguladığı gibi, çocuğun aşırı hoş görülmesi ve şımartılması onun kendine olan güven duygusunun gelişimini engeller. Kuralların net çizilmediği ve yetersiz tanımlanmış bir disiplin sistemi içinde büyüyen bu çocuklarda, ne kendine ne de başkalarına karşı gerçek bir saygı duygusu gelişmez.

  • Sağlıksız Mükemmeliyetçi Çocuk

Diğer bir sonuç ise ebeveynin “Ona her imkanı sundum, o halde harika şeyler başarmalı” şeklindeki çarpık inancının kurbanı olan çocuktur. Aile “demokratik” bir destek sağladığını düşünse de aslında aşırı yüksek standartlarla çocuğun üzerinde görünmez ve katı bir baskı kurar. Kendisi için yapılan bu devasa yatırımı omuzlarında hisseden çocuk, ailesinin onayını ve sevgisini kaybetmemek için sürekli “en iyisi” olması gerektiğine inanır. Sağlıksız mükemmeliyetçilik sarmalına giren bu çocuklar; ulaşılması güç, gerçekçi olmayan amaçlar belirler ve en ufak bir hataya bile tahammül edemezler. Ailenin “projesi” olmanın ağırlığı altında ezilerek eleştirilmekten çok korkan, içsel motivasyonunu yitirmiş ve sadece dışarıdan onay bekleyen bireylere dönüşürler.

Peki Çözüm Ne?

Çözüm; ne otoriter geçmişin yankısı olan aşırı kısıtlayıcı bir ebeveynlik ne de demokratikleşme adına her şeyin mubah olduğu sınırsız bir hoşgörü… Asıl ihtiyacımız olan; sınırları net çizilmiş, “hayatta her isteğin gerçekleşmesinin mümkün olmadığı” gerçeğini söz ve eylem tutarlılığıyla çocuğa aktarabilen ebeveynlerdir.

Çocuğun en doğru ve sağlıklı gelişimi, ona makul sınırlar içerisinde bir özgürlük tanınmasıyla mümkündür. Çocuk elbette ailenin sunduğu imkânlardan sonuna kadar faydalanacak ve o çok kıymetli “başarma” duygusunu tadacaktır. Ancak en az bunlar kadar önemli olan bir şey daha var: Çocuğun başarısızlığın ve “yoksunluğun” da tadına ve farkına varması. Ailenin açıkça tanımlanmış kurallar koyması ve bu kurallara şefkatle ama kararlılıkla sadık kalması, çocukta yüksek benlik saygısının gelişmesi için temel bir koşuldur.

Çocuklarımıza yapabileceğimiz en büyük iyilik, onları eksiksiz ve kusursuz bir proje olarak tasarlamak değil; düşmelerine, eksik kalmalarına, yoksunluğu tatmalarına ve bu sayede kendi gerçek benliklerini keşfetmelerine izin vermektir.

125 görüntülenme

Paylaş: