Zamanın Geçmiş Değeri
Zaman, sessizce akıp giden bir nehir gibidir. Ne geriye döner ne de bir an olsun duraksar. Biz ise çoğu zaman onun kıymetini, ancak elimizden kayıp gittikten sonra anlarız. Oysa her an, fark edilmeyi bekleyen zarif bir anlam taşır .
Hayatın telaşı içinde koşarken, çoğu şeyi ertelemeyi alışkanlık haline getiririz. Söylenecek sözleri, yaşanacak duyguları, kurulacak hayalleri… Hep “sonra”ya bırakırız. Fakat o “sonra” dediğimiz zamanın gerçekten gelip gelmeyeceğini çoğu zaman düşünmeyiz. İşte insan, en çok da burada yanılır.
Bazen odada tek başına otururken, geçmişten kalan bir selamı ya da verilememiş bir cevabı hatırlarız. Bir cam kenarında durup dışarı bakarken, hayatın ne kadar hızlı geçtiğini fark ederiz. O an, insan kendi içinde ıssız bir adada gibi hissedebilir.
Bazen bir vedayı son kez yaşadığımızı bilmeyiz ya da karşımıza çıkan engellerden göremeyiz ; bir sesin, bir bakışın, bir anın son kez hayatımıza değdiğini fark edemeyiz . Bu yüzden eksik kalır bazı cümleler, yarım kalır bazı duygular. İçimizde söylenmemiş sözlerin ağırlığıyla yürürüz çoğu zaman.
Oysa zaman, beklemeyi sevmez . Onu erteleyenleri de affetmez. Her geçen saniye, bizden bir parça alarak ilerler. Geriye ise yalnızca belli hatıralar kalır; kimi zaman yüzümüzde bir tebessüm, kimi zaman içimizde derin bir sızı bırakan hatıralar,nasihâtlar…
Belki de bu yüzden, hayatı ertelememek gerekir. İçimizden geçenleri susturmak yerine dile getirmek, sevdiklerimize olan sevgimizi geciktirmeden göstermek gerekir. Çünkü zamanının kanunu telafiyi sevmez; kaçırılanı geri vermez.
İnsan çoğu zaman kaybettikten sonra anlar değerini. Oysa asıl mesele, kaybetmeden önce fark edebilmektir. Bir “iyi ki”nin sıcaklığıyla yaşamak varken, “keşke”lerin soğukluğuna sığınmak insanın ruhunu yoran en ağır yüklerden biridir.
Gün gelir, dönüp geriye baktığımızda aslında neyin peşinde koştuğumuzu sorgularız. Uğruna zaman harcadığımız şeylerin ne kadarının gerçekten değerli olduğunu fark ederiz. Ve çoğu zaman, en kıymetli olan şeylerin aslında en sade anların içinde saklı olduğunu anlarız.
Bir kedi sessizce geçip gider, bir kalem masanın üzerinde durur, bir oda içinde geçen anlar fark edilmeden akıp gider. Oysa insanın kalbinde iz bırakan şeyler, tam da bu küçük gibi görünen anlardır. Hayat, büyük anlardan çok, bu küçük anların birikiminden ibarettir.
Bazen hayat, dağınık düşüncelerle ilerler. İnsan ne yapacağını bilinçsizlikle ve içinde biriken duygularla ağırlaşır. Bu dağınık hâl, insanın kendini erken sorgulamasına neden olur. Ancak bu süreç, aynı zamanda bir değişim başlangıcıdır.
Belki de hayat sandığımız kadar uzun değildir. Belki de bize verilen zaman, yalnızca fark edebildiğimiz kadar vardır. Bu yüzden bir anı ertelemek, aslında hayatın kendisinden eksiltmektir. Örneğin ; yaşanabilecek bir duyguyu geciktirmek, insanın kendisine yaptığı en büyük haksızlıklardan biridir.
Şimdi durup düşünmek, kontrôl etmek gerekir: Söylemek isteyip sustuğumuz kaç cümle var? Ertelediğimiz kaç hayal, beklettiğimiz-ilan etmediğimiz kaç duygu… Ve en önemlisi, gerçekten yaşadığımız kaç an?
Zaman akıp gitmeye devam edecek… Biz istesek de istemesek de. Önemli olan, o akışın içinde kaybolmak değil; o akışı hissederek yaşayabilmektir. Çünkü zaman geçer… ama yaşanmamışlık, insanın içinde kalır.
Paylaş:


