Kardeşlik
İnsanı bireysellikten içtimai bir varlık olmaya götüren birtakım değerler ve bu değerleri haiz kavramlar vardır. Bu değerlerin veya kavramların deformasyonu, etkisini kaybetmesi veya uydu değerlere yerini bırakması toplumların bozulmasına, millet ünsiyetinin zarar görmesine hatta yok olmasına, medeniyeti oluşturan kültürel ve dilsel havzanın kirlenmesine de zemin hazırlar. Bu nedenle bu değerlerin bilinmesi, hatırlanması ve hatırlatılması bir farkındalık oluşturmanın yanı sıra birlikte yaşamanın kurallarını da tekrar güncelleme imkânı da sunar. İşte bu kavramlardan biri de KARDEŞLİK kavramıdır.
İslamiyet öncesinde ortak Türk kültüründe “kardeşlik” aynı anne babadan olan çocukların birbirlerine karşı hukukunu ve durumunu karşılayan bir kavram olduğu gibi toplumsal hayatın gerektirdiği birçok eylemde de ilişkileri belirleyen ana faktörlerden birisi olmuştur. Hem insan-insan ilişkileri bakımından hem sosyal dayanışma hem de iktisadi bakımdan “kardeşlik” duygusu merkezî bir konumda yer almıştır. Selçuklu ve Osmanlı medeniyetinde ahilik teşkilatı ahilerin (ahi sözcüğü kardeşim anlamına gelen Arapça kökenli bir sözcüktür) yani esnaf ve zanaatkârların birbirlerinin hak ve hukukuna gösterdikleri saygıyı, adaleti, karşılıklı dayanışmayı “kardeşlik” kavramının altında toplayarak bu kavramı “kan bağı”ndan öteye taşımıştır.
İslam medeniyetinde Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicretinden sonra Mekkelilerle Medineliler arasındaki bağ, kardeşlik vurgusuyla “muâhât” (kardeşleştirme) kavramıyla nitelendirilmiştir. Karşılıksız sevgi, hoşgörü ve cömertlik üzerine kurulmuş bu bağ inanç birliğiyle güçlenerek kan bağından daha önemli olmuştur. Allah (c.c.) Hucurât süresinde “müminler ancak kardeştir” ayetiyle farklı milletlerden, kabilelerden olan ancak İslam’la müşerref olup iman etmiş insanların birbirleriyle olan bağını “kardeşlik”le anlatmıştır.
Eski Türk geleneklerinde bir aile, millet, devlet olmanın gerektirdiği davranışlara sadakatle bağlılığını temsil eden kardeşlik, İslam’la birlikte inanç birliğiyle kazanılan yeni statünün de bu kavramın altında değer kazanmasıyla önemini ve değerini daha da artırmıştır. İslam’la birlikte kardeşlik kavramı, hane üyelerinin birbirleriyle olan bağından komşu komşu, soy soy, millet millet, kıta kıta genişleyen bir kuşatıcılığa doğru genişler. Bu anlam genişlemesinde en üst konumda yer alan inanç birliği, farklı kültüre, gelenek ve göreneklere sahip insanları birleştiren bir harç görevi de üstlenir.
Çağımızda bireylerin en yakından en uzağa birçok farklı katmanda hoşgörüsüzlüğünün, kıskançlığının, kazanma ve tüketme hırsının ayyuka çıkması, birçok duygu ve değere olduğu gibi kardeşlik duygusuna da zarar verdiği görülmektedir. Birey, millet, insan olarak farklılıkları değil birliktelikleri, uyumları, ortak noktaları önceleyen kardeşlik duygusunu hayatımızın merkezine tekrar koymak birçok aşılmaz sanılan sorunun da çözümünü beraberinde getirecektir.
Bununla birlikte kendi sapkın düşüncelerden neşvünema bulan birlikteliklerle İslam coğrafyasının üzerinde hesaplar yapan ve Müslüman olmak dışındaki diğer farklılıkları dikkate bile almadan insan kıyımı yapan emperyal güçlerin karşısında en büyük kalkan yine “kardeşlik” kavramı olacaktır. Aksi durumdaki bir hareket, Habil veya Kabil’den birisinin tarafında saf tutmak anlamına gelecektir. En azından bir gerekçeyle bile olsa kardeşlik paydasında eşitlenebilen insanlığın kardeşçe yaşaması ümidi ve duasıyla.
Share this content:


