CENNET,CEHENNEM
Bir yerlerden geldik, yine bir yerlere doğru ilerlemeye devam ediyoruz. Yaşadığımız her hâl yolculuk üzerine. Bedenen bir yere gittiğimiz gibi ruhen de bir yerlere doğru gidiyoruz. Sûfiler buna seyr-ü sülûk demişler. Yolculuk; gerek bedenen gerekse ruhen olsun kimi zaman hızlı, kimi zaman yavaş devam ediyor. Tabii dünya dönerken biz de bir yerlere doğru ilerlemeye devam edeceğiz; ta ki “yeter” denilene kadar. Araç içerisinde giderken kafamda dönüp durdu bu yolculuk kavramı. Araç içerisinde onca trafiğe rağmen nedense bunalmadım. Normalde trafikte bulunan herkeste olduğu gibi beni de bu trafik âcizane biraz gererdi. Gidilecek yerin meçhullüğü mü yoksa misafir olmamız nedeniyle “misafir ev sahibinin esiridir” kabilinden mi, bu sefer trafikte hiç bunalmadım. Elimdeki mavi tespih ile aklımda yolculuk kavramını çekiyor gibiydim. Ev sahibinin o yoğun telefon görüşmeleri arada bir bana yıllar önce görev aldığım dernekteki görevimi hatırlatsa da daha çok nereye gideceğimizi düşünmekteydim.
Bir saati geçen yolculuk sonrası kapı önüne geldiğimizde girişin ücretli olduğunu, bedava olmadığını, resmî kurumun her iki yere giderken de bilet kestiğini duyunca ister istemez şaşırdım. Çünkü biz, “Cennet ucuz değil, cehennem lüzumsuz değil.” sözünü “cehennem bedava” diye anlıyorduk. Hatta “Cehenneme de mi bilet kesiyorlarmış?” diye düşünürken bir hocamızın “Cehenneme gitmek daha masraflı.” sözünü hatırlayınca ister istemez “Eyvallah” dedim. Biletleri alırken görevlinin “Önce cehennemi bir görün, sonra cennete gidersiniz.” sözü Sırat Köprüsü’nü hatırlattı. Sırat-ı müstakim olmadan Sırat geçilmezken Sırat’tan geçmeden de cennete gidilmiyor. Cehenneme doğru giderken yollar güzelce yapılmış; yanda tırabzanlar, korumalar öyle de güzel, nefse hoş gelecek şekilde yürümeye başladık. Evet, cehenneme gidiyorduk ancak yolda kolay ilerleniyordu. Hiçbir zorlukla da karşılaşmadık. Sadece bir iki merdivenle terasa çıktık. Yolda giderken tevafuk, cennet tarafından ikindi ezanları duyulmaya başladı. Durup bir an geri döndük ve *”Hayye ala’l-felâh”*a kulak verdik. Ah! İnsan hayatında ne çok uyarı alır, ne çok çağrılır hakikate; ancak o zalimdir. Bazısı hiç duymaz, bazısı duyar kulak asmaz; nereye gideceğini tam olarak bilmese de nefsine kolay gelen yolu seçer. Bazıları da bizim gibi dinler, ezan bitince tekrar yoluna devam eder; çünkü cehennemin üzerinden geçip cennet hayali vardır. Tabii Allah korusun, ayağı kaymazsa… Cehennemin üzerine gelince orası çok yüksek, bir o kadar da dik ve çıkışı olmayan bir yerdi. Çağın gerekliliği herhâlde; cehennemin üzeri artık daha süslü gözüküyor. Eskiden dibinde ot, yeşillik yokken şimdilerde otlar da büyümüş. Yunan mitolojisine göre Zeus; alevler kusan, yüz başlı ejderha Typhon’u buradaki bir kavgada yendikten sonra onu Etna Yanardağı’nın altına sonsuza dek kapatmadan önce bir süre Cehennem Çukuru’nda hapseder. 128 metre derinliğe sahip olan obruğun dış kenar kısımları içbükey bir oluşuma sahip olduğundan söz konusu çöküğe inmek mümkün değildir. Etrafında çıkış olmayan bu obruk, spor müsabakalarındaki slogan gibi “Buradan çıkış yok!” der gibi haykırıyor sanki. Ama gelirken kolay gelmiştik, burası böyle mi olmalıydı? Ne yalan söyleyeyim; o yükseklik ve görünmez karanlık daraltıyor insanı. Biz de daha fazla daralmadan oradan uzaklaşıp cennete doğru yol almaya başladık.
Ah cennet! Güzel yer, hayallerle bile tasvir edilemeyen yer… Özlenen, özlendikçe arzulanan o muhteşem yer… Yönümüzü cennete çevirmek bile içimizin huzurla dolmasına vesile oldu. Doğal yollarla oluşmuş iki doğa harikasından biri olan elips şeklindeki Cennet Obruğu’nun ağız kısmının açıklığı 250×110 metredir. Derinliği 70 metre olan oluşumun taban kısmının güney tarafında 200 m uzunluğunda ve en derin noktası 135 m olan büyük bir mağara girişi vardır. Mağaranın giriş kısmında dikdörtgen planlı, blok kesme taşlarla yapılmış küçük bir ibadethane bulunmaktadır. İbadethaneye basamaklarla ulaşım sağlanmaktadır. Obruğun taban kısmına 450 basamakla ulaşılmaktadır. Önce karşımıza cehennemden daha da derin olan bir çukur ve taşlardan kalma çok eski merdivenler çıktı. Merdivenleri yavaş yavaş inmeye başladık. Etraf yeşil ağaç ve bitkilerle dolu. Yürürken merdivenlerden inmenin zorluğu hissediliyor. Eğer genç ya da daha dinç değilseniz inmekte zorlanıyorsunuz. Belli bir yere gelince orada bir yapı görünüyordu: Bir mağara ve mağaranın girişinde bir ibadethane. “Cennet burası mı?” diye sorunca “Hayır, indiğinizden daha fazla merdiven inmeniz gerekiyor.” dediler. İbadethaneye kadar zor da olsa inmeyi başardık. Peki ya aşağısı? Buradaki merdivenlerde koruma tırabzanı vb. de yoktur. Taş merdivenlere mağaranın tavanından sular damlıyor. Taşların üzerine ipten koruma yapılmış ancak yine de dikkat etmezseniz aşağıya kadar yuvarlanma ihtimaliniz çok yüksek. Yavaş adımlarla aşağı inerken cennet yolunun bu kadar kaygan, bu kadar zor olduğunu hiç düşünmemiştik. İnsanın kendine çok güvenerek “Ben kurtardım, buradayım ya, başarırım!” demesi onu korumuyormuş. Her an yuvarlanma korkusunu hissediyorsunuz. Yavaş adımlarla ilerlerken aşağı inemeyen birçok insan maalesef geri dönüyordu. Aslında ilk başta “Cennete girmek kim, biz kim!” dedirten bir hâl görülse de güvenli, samimi ve dikkatli bir şekilde yolda olmaya, yoldan dönmemeye kararlı olduğunuz zaman, uzun sürse de aşağı inildiğini hissediyorsunuz ve aşağıdaki insanları görünce bunun imkânsız olmadığını anlıyorsunuz.
Merdivenleri inip zemin kısmına yaklaşınca ahşap yol ve tırabzanlarla karşılaştık. İnsan nefs-i emmâreyi geçip nefs-i mutmainneye gelince yolun kolaylaştığını görüp aşkla, şevkle ibadet ve taati kolayca yapması gibi biz de bir taraftan tırabzanlara tutunup diğer taraftan tahta yol üzerinde yürümeye devam ettik. Rahatlamıştık. Sona doğru gelirken mağaranın kokusu ve sarkıtlar, adı cennet de olsa insanı farklı etkiliyordu. Mağara içerisine girdiğimizde ibadethanenin altında yeşillik, çimen vb. yoktu. Sona yaklaştığımızda yerlerin ıslaklığının yanında orta yerde çamur da vardı. Sona geldiğimizde ise hiçbir şey yoktu. Behlül-i Dânâ Hazretlerinin “Cehennemden geliyorum.” hikâyesini tekrar hatırladık.
Yalnızca bir ses duyuluyordu: Su sesi. Cennetin dibinde çamur ve mağara olmasına rağmen yeşil herhangi bir şey yokken su sesi vardı. Evet, cennetteki bu ses bu hâliyle sizi dinlendiriyor ancak suyu göremiyorsunuz. Ve orada biraz kalınca o suyu duyup ulaşamamanın ızdırabını da yavaş yavaş hissediyorsunuz. Düşünün, cennettesiniz ama hiçbir şey yok… O an zihnimizden çok şey geçiyor. İbadet ve taatin değerini kavrayıp cenneti cennete dönüştürmek için gösterilen gayretin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Büyüklerden biri zikrin cennetteki karşılığını anlatmıştı; şimdi burada bunu iliklerimize kadar daha iyi hissediyoruz.
Gayret, Aşk, Amel ve Cennet…
(Mersin Cennet Cehennem mağara gezisi üzerine kaleme alınmıştır.)
Paylaş:

