×

Elif Duruşu

Allah insanı yaratmasıyla bir duruş istedi ondan. Daha topluluklar, kavimler, devletler kurulmadan evvel; henüz Kabil dünyada ilk kanı akıtmadan zulüm dahi başlamadan Müslümanca duruş emredildi. Elif duruşuydu bu. Bütün harflerin ve bütün eylemlerin başı Elif oldu. Çünkü Hz. Adem’e Lailalahe illallah, demesi buyruldu ki yeryüzündeki en onurlu duruşun anahtarı bu kelamdı. Hz. Adem dünyaya gönderildiğinde biyolojik olarak en aciz canlılardan biri olmasına karşın bu kelamın getirisi onu bütün mahlukların eşrefi kıldı. Asırlar geçtikçe yeryüzünde zulüm arttı, insanların akıllarından hayata nasıl bakmaları gerektikleri çıktı. Allah’tan başka ilah yoktur demenin hayata yalnız onun rızası için bakmak anlamına geldiği unutuldu. Sonuçta insanlar; kendi menfaatleri, şahsi arzular ve benlikleri için yaşadıkça duruşlarını da kaybettiler. Fakat bu duruş kaybolmadı. İnsanlar arasından “Elif” duruşunu, ruh kıyamını, davası kılanlar ve Allah’ın emriyle “bu gidiş nereye?” diye soranlar vardı ki onların hayatları bütünüyle kıyamadı. Hz. Şuayb’ın kavmi “Dediler ki: Ey Şu’ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın.” çünkü görüyorlardı ki Hz. Şuayb’ın namazı onun hayatının her alanına sirayet etmiş. Onun namazı, yeryüzündeki bütün yanlışların karşısında duracak bir kıyamla ikame olmuş. Hasılı Lailalahe illallah duruşu hayatını namaz kılmış…

Hz. İbrahim’in duruşu ben batanları sevmem, dedirtmiş; ateşe de atılsa putları yıkmaktan onu vazgeçirmemişti. Daha nice peygamber ve onların rehberliğinde hayatlarına kıyamı taşıyan müminler aynı Elif duruşunu benimsemişlerdi ki haktan ayrılmaktansa Ashab-ı Uhdud’un ateş çukuruna girmeye razı olmuşlardı.

Ve nitekim Alemlerin Fahri, Rasul-i Kibriya Efendimiz (asm) Elif duruşunu öyle gösterdi ki insanlığa; onun kıyamı kıyamları bile hayran bırakır. O (asm) öksüz, yetim, ümmi, fakir vs. toplumun biçtiği hiçbir yargıyı önemsemeksizin kendi kavmine siz yanlışsınız, demekle meydan okumuştur. Fakat salt kendi kavmine değil duruşuyla yeryüzündeki bütün zalimlerin, bütün haksızların, bütün putların ve tağutların karşısına geçip Lailalahe illallah yani hepinize meydan okuyorum, işte Hakikat budur, demiştir. Bir eline ayı bir eline güneşi verseler davasından dönmeyecek, üstüne deve işkembesi dökseler vazgeçmeyecek, Tarif’te taşlansa da bir Addas’ın iman etmesi için yine vazifesini ifa edecek biçimde hayatının her safhasında Elif gibi dimdik kıyam etmiştir.

-Salat ve Selam O’nun Âl ü Ashabının, O’nun yolundan gidenlerin üstüne olsun-

Elbette O (asm) ümmetine de bu duruşu öğretmiştir. Nitekim ümmetinden asırlarca bu duruşu önce kalplerine sonra hayatlarına yansıtan müminler, mücahitler çıkmıştır. Çünkü bu duruş en başta kalpte başlar. Kalpteki putları yıkmak ve her an zihin dünyasında namaz bilincinde olmak -ikame etmek- kısaca Müslüman bilince sahip olmak Müslümanca duruşun ilk aşamasıdır. Devamında ayneyn tepesini terk etmemek, bazen gemileri yakmak bazen gemileri karadan yürütmek, yürümek, daha hızlı yürümek, yürünecek bir yol bulmak bulunamazsa yeni bir yol açmak bu duruşun manifestosudur.

Bizim, bu asrın Müslüman’ının, çoktan seçmeli olmayan sınav kağıdında; Müslüman vicdanı da her birimize bir manifesto yazıp yazmayacağımızı soruyor. Biz de şunu sormalıyız: Müslümanca bir duruşa bile eskilerin masalı gözüyle bakıp biz zaten o kadar olamayız, diye düşünmeyle hareket eden; Hz. İbrahim’in putları yıkmasına hayran kalıp kalbine her geçen gün yeni bir put diken, Tarık bin Ziyad gemileri yakmış diye şaşırdıktan sonra kendi keyif limanlarında ense yapan, haksızlığı eliyle diliyle düzeltmek şöyle dursun kalbiyle dahi buğuz etmeyen “Müslümanlar” olarak bütün kötülükleri kendimize düşman bilmeyeceksek, haksızlığın karşısında olmak yerine içten içe boyun eğeceksek -rüku- hasılı “ben Müslümanım” iddiasının duruşunu sergilemeyeceksek…. Mi?..

Paylaş: